Zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için dikilirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir
-Max Horkhaimer
27 Nisan 2014 Pazar
Distopyaya Doğru I: Modern Kutsalın Doğumu
24 Kasım 2013 Pazar
İnanç: Hayatın Ötesindeki Kurgu
9 Aralık 2012 Pazar
Cehâlet, Hurafe İhtiyacı ve "Son"u İstemek
Kültürümüzde ve düşüncemizde, böyle inançlara yol açan neler oluyor? Kuşkucular ve bilim adamları tarafından önerilen teoriler çoktur: hiç eğitim olmaması, yanlış eğitim, eleştirel düşünce yokluğu, dinin yükseliği, dinin çöküşü, geleneksel dinin yerini mezheplerin alması, bilim korkusu, Yeni Çağ, Karanlık Çağlar'ın yenilenmesi, çok fazla televizyon, yeterli okuma olmaması, yanlış kitapları okuma, yoksul ebeveynler, basit eski cahillik ve aptallık. Kanada, Ontario'dan bir gazeteci bana, "karşı olduğunuz şeyin en aşağılık somutlaşması" dediği bir şeyi gönderdi. Bu yerel kitapçısından aldığı, üzerine "Yeni çağ Bölümü Bilim Bölümüne Taşınmıştır" yazılmış parlak turuncu renkli bir karton işaretti. "Toplumun kolayca, sorgulama ve eleştirel incelemenin yerine büyü ve batıl inancı koymasından korkuyorum", diye yazıyordu. "Eğer bu olgunun kültürümüzde ne kadar yerleşmiş olduğunu gösteren bir ikon olsaydı, bu işaret kesinlikle o olurdu." Bir kültür olarak bilimi sahte bilimden, tarihi sahte tarihten ve duyguyu saçmalıktan ayırmakta sorunumuz var gibi görünmektedir. Ama sorunun bundan daha derinde yattığını düşünüyorum. Bunu anlamak için kültürün ve toplumun katmanlarını bireysel insanın aklı ve kalbine kadar kazmalıyız. İnsanların neden saçma şeylere inandığı sorusuna verilecek tek bir cevap yoktur.
*Michael Shermer - İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır
Bilgiyi ve cehaleti birbirinin zıttı olarak düşünürsek, ikisinin de sonu yoktur. Cehâlet, bilgisizlikten daha tehlikeli bir durumdur. Cehalet, bilgi seviyesinden, azlığından ya da çokluğundan çok bir saplantı hâlidir. Bütün dünyası birkaç kavram ve birkaç kelime etrafında dönen herkes câhildir. Cehâlet, insana bitmeyen bir güven ve mutluluk verir. Câhil insanların dinleri, düşünceleri, ideolojileri, milletleri vs değişebilir ama tek gerçeğin kendi düşündükleri ve öğrendikleri olduğu, dünyanın kurtuluşunun insanları düşüncelerine göre tek tip hâline getirmek daha kötüsü öyle olamayanı yok etmek isteği hepsinin ortak noktasıdır.
Bu yüzden câhil, sayısı ne kadar çok olursa olsun, özünde tek karakterdir.
Câhil ve cehâlet ile ilgili bu tanımı yapmamın sebebi ise; cehâlet için üretilen bilgiyi, kendi deyimimle postmodern hurafeyi anlatacak olmam.
Sanat ile ilgili bir yazımda fotoğrafçı ve ressam Marcel Duchamp'ın bir pisuvarı ünlü bir sergide uzun süre sergilediğinden ve gösterişli câhillerin algılarıyla nasıl alay ettiğinden bahsettim.
Şehirlerde, modern yerlerde yaşıyor ve ya oralara sık gidiyorsanız bu gösterişli câhillere rastlamanız olasıdır. Klasik câhiller gibi hurafeleri, akla mantığa uymayan inançları vardır. Kurşun döktüren bir köylüyle câhil, batıl inanç, hurafe, aptal gibi kelimelerle alay ederken enerji koçlarına, yıldız falcılarına inanırlar. Tanrı'ya inanmazlar ama Nostradamus mutlaka geleceği görmüştür. Ruhlara ve cinlere inanmazlar ama paranormal varlıklar vardır. Etrafımda böyle birkaç insan var, gerçekten sıkıcılar.
Peki bir insan bunu neden yapar? Bu kadar saplantılı olmayı, süslü kelimelerle câhil kalmayı neden bu kadar ister ve kabullenir? Düşünecek, okuyacak ve araştıracak imkânları varken kutudan neden çıkmaz?
Çünkü tesellilerini bırakmayı istemez. Hayattan sıkılmaktadır, yaşamak istememektedir, buna rağmen devamlı gülüp mutlu görünmeye çalışır ve bu psikolojisini olduğundan daha beter hâle getirir. Çareyi de batıl inançlarda bulur. Basit bir beyin telkini olan meditasyon ile doğa ötesine geçebileceğini düşünür. Ona iyi şeyler söylemesi için tarot falcısına dünyanın parasını verir. Onu bir sevgi kelebeğine, mutlu bir insana dönüşeceğine inanması için enerji koçundan yardım alır. Ve, işin en trajik kısmı, ölmeyi isteyip cesaret edemediği için dünyanın sonu'na, basit numeroloji hesaplarından ibaret olan kıyamet tarihlerine inanır.
İnsanların isteklerinin, arzuladıklarının inançların şekillenmesinde önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanlar ölümü kabullenemdikleri, yok oluşu kabullenemedikleri için ölümden sonraki hayatı tasarladılar. Adaleti sağlayamadıkları ve adaletsizliği kabullenemedikleri için cenneti ve cehennemi tasarladılar. Şimdi ise yaşamayı ve ölümü deneyecek cesaretleri olmadığını kabullenemedikleri için kıyamet tarihleri tasarlıyorlar.
Hurafe üretmek için para alan insanlar, insanların tesellilerini hiç bir zaman kaçırmamışlardır. Özellikle numeroloji bunun için önemlidir. Eğer istenen kıyametse Kuran ve ya İncil'deki birkaç sure numarasını çarpıp bölüp kıyametin yaklaştığını söyleyebilirler. Eğer matematiğim kötü olmasaydı ben de bir kıyamet tarihi çıkarabilirdim, ama kötü, şansınıza küsün!
Bu Vikipedi sayfasında bugüne kadar kaydedilmiş kıyamet tarihleri var. Biraz incelerseniz özellikle 1800'lerden sonra arttığını görürsünüz. Çünkü sanayileşme, kentleşme, modern hayat insanları bunaltıyor ve yaşamdan bıktırıyor. Bazı şahitler gibi hurafe üreticileri de insanların ölüm ümidine cevap vermek için kıyamet tarihi üretiyor.
Özellikle 1994 yılından beri kıyametin kopacağını söyleyen Harold Camping dikkâtimi çekti. Bu insan geçen yıl 21 Ekim'de kıyametin kopacağını söylemiş ve 22 Ekim'de randevu almak isteyen gazetecileri "Ne gerek var, 21 Ekim'de hepimiz öleceğiz" diye terslemişti. Ayrıca neredeyse her yıl kıyamet kopacağını iddia eden Yehova Şahitleri'nin durumu da ilginç tabi.
2012 filminin Box Office rakamlarına bakarsak bu hurafelerin nasıl pazarlandığını ve ne kadar kazandırdığını görebiliriz.
Duyduğum kadarıyla Şirince'de otellerde boş yer kalmamış ve bir gecelik oda fiyatı 1000 TL'ye kadar yükselmiş. Bunalım nelere yol açıyor...
Bu kadar kıyamet tarihi içinde sadece 21 Aralık'ın bu kadar benimsenmesinin sebebi ise Holywood'un bunu servis etmesinden başka bir şey değil. Nasıl UFO filmlerinden sonra uzaylılara tapan tarikâtlar ortaya çıktıysa Holywood bu kıyamet tarihini pazarladıktan sonra kitleler buna inanmaya başladı.
Ama 22 Aralık'ta yeni bir kıyamet tarihi bulacaklar. Bununla ilgili filmler, kitaplar, dergiler yayınlayacak, toplantılar düzenleyecek ve yine köşeyi dönecekler. Çünkü yaşamak istemeyip ölemeyen insanlar kendilerine inanmak, kendilerini onların komplo teorilerine inandırmak için her zaman hazır bulunacak.
Eğer hayat sizin için bu kadar sıkıcıysa, ölmeyi bu kıyamet hurafelerine inanacak kadar çok istiyorsanız, ölün gitsin.
Mutsuzsunuz, mesele mutlu olabilmek değil zaten bu çok zor, mesele mutsuzluğu kabullenebilmek. O zaman bu hurafelere ihtiyacınız kalmaz. Kendinizi saplandığınız bunalımdan ve onun getirdiği cehâletten kurtarmak yerine böyle şeylerle rahatlatmaya çalışmanız da çok acınası bir durum.
20 Ekim 2012 Cumartesi
Tanrı Gerçekten Öldü Mü?
Tanrı'ya inanmak ya da inanmamak bir tercihtir. İnsan mantıksal ya da duygusal sebeplerle tanrıya inanabilir ya da onu reddedebilir. Varlığını ya da yokluğunu tartışmayacağım, bunu tartışmanın artık anlamsız olduğunu düşünüyorum. Günlük hayattaki tanrıdan ve arasında su ile buz gibi bir ilişki bulunan baba'dan bahsedeceğim. Bugün bize anlatılan Tanrı, ataerkildir dolayısıyla baba ile doğrudan ilişkilidir. Tanrı'nın öldüğü söyleniyor, oysa tanrı ölmedi sadece şekil değiştirdi.
Acı bir gerçektir ki; çocukluk hastalıklarından kurtulamamış bir toplumda yaşıyoruz. Toplum kuralları, gelenekler, eğitim sistemi bu toprakların insanlarını bir çocukluk hastalığına mâhkum etmiş. Türk insanının ölürken ve vergi verirken sorun çıkarmaması için bir baba'ya ve bir tanrıya biat etmesi lâzımdı. Tanrı ve baba, tıpkı Hıristiyanlıktaki teslis inancı (baba-oğul-kutsal ruh) gibi bilinçlerimize yerleştirildi. Tanrı ve baba, ayrılmaz bir bütündü. Tanrı babayı, baba tanrıyı korumak zorundaydı çünkü babanın varlığı tanrıya bağlıydı ve tanrının bilinmesi babanın sorumluluğundaydı.
Baba'nın ne olduğunu anladınız değil mi? Çocukluğumuzdan beri varlığımızın armağan olduğu yüce varlığı tanımakta zorlanmamışsınızdır eminim. Yine anlayamadıysanız bir reklamla yardımcı olayım.
6 Mayıs 2012 Pazar
Siyah Ahitler III: Kadının ve Yılanın Yolundan
Lilith’e işkenceler etti
sandı ki martılar hep ona konacak
kadın kitledi bir gün kapısını, istemedi ne de olsa ikisi de aynı topraktan yaratılmıştı
-Çağdaş Çetinkaya - Cehennem Tarihi / Lilith Şiiri
Düzenin kimse tarafından bozulmadığını anla artık. Yanlış yapılmış bir şeyin bozulma olasılığı yoktur. Onu düzeltme umuduna kapılma çünkü yapamazsın. Rüzgârın geldiği yeri yok etmeden yönünü değiştiremezsin. Var olanı düzeltmek yerine kendininkini yaratmak daha gerçekçi ve onurlu bir davranıştır. Bir taşı yontabilirsin, ama yanlış yapılmış bir heykeli yontamazsın. Yontulacak taşa, heykel yapılacak kile zaten doğduğundan beri sahipsin. En büyük hastalığın da bu zaten; kendi heykelini yapmak yerine başkasınınkini yontmaya çalışmak...
Sana kadının ve yılanın lanetli olduğu söylendi. Yanlış yapılmış bir düzeni onların bozduğunu söylediler. Hiç yaşanmamış Altın Çağ'ı onların bitirdiğini ve onlardan uzak durursan ona ulaşacağını söylediler. Yalan söylediler. Düzen baştan bozuktu. Çünkü düzen, doğasını yaşayana ve isyan edene nefret üzerine kuruluydu. Sen hep Lilith'in öfkesinden korktun. Çocuklarını onun öfkesinden korumak için onlara muska taktın. Oysa onları koruman gereken Lilith'in isyanı değil Havva'nın itaatkârlığıdır.
Çocuklarını doğar doğmaz gururun idam sebebi sayıldığı bir dünyaya hediye ettin. Onlara egemenlerin yolunu gösterdin. Birkaç resim çizili at gözlükleriyle onları yalnız bıraktın. Medeniyetin sana yaptığı sen çocuklarına yaptın. Kötü değilsin, ama kötülerin kalıplarını üstünde gururla taşıdığın için kötüden daha aşağılıksın ve suçlusun. Kendine karşı bu ihanetini nasıl affedeceksin? Kendi onurun ve vicdanın karşısında küçük düştüğünde kendini nasıl savunacaksın?
Kendine karşı duyacağın suçluluktan kurtulmanın tek yolu düşsel zincirini ve deli gömleğini çıkartıp atmaktır. Çıkartamıyorsan bile, onunla övünme. Çünkü o sana ait değil.
Medeniyetin çürüklüğünden kendini kurtarmanın tek yolu ise Lilith'in yolundan gitmektir. Adem ve Havva'nın çocuğu olmayı reddedip, bu onuru için sürülen, işkence edilen kadının yolundan gitmektir. Lanetli olmaktır! Onların laneti senin için bir övgü olsun.
Ondan korkma... Başkaldırdığın zaman Lilith'in lanetini anlayacaksın. Özgür bir insan için, başkaldıran lanetli olamaz. Lilith'in lanetini kaldır. Anla onu...
Biz Lilith'in çocuklarıyız. Boyun eğmediğimiz için cennetten kovulduğumuzda, cennetin hiç var olmadığını anladık. Kovulanlar olarak sana oradan çıkmanı söylüyoruz. Gel ve gerçeğin acısını çek.
Prenses Gizlihan'ın sarayında, zümrütten meyvelerle eğlenmektense, bir güvercinin peşinden git. Başkasının hayal dünyasında yaşama onursuzluğundan vazgeç! Gel... Çünkü hep buradaydın ve Şahmaran her zaman cömertti.
12 Mart 2012 Pazartesi
Madımak'ta Yanan 37 Kişi Hakkında Dava Dilekçesi Örneği
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, Müzisyen
Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
Gülender Akça - 25 yaşında
Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar, felsefeci
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Behçet Sefa Aysan - 44 yaşında, şair
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır - 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı
Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa -22 yaşında
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
Emin Buğdaycı -18 yaşında şair.
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 15 yaşında
Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında